22 Kasım 2016 Salı

Tayvan maceramıza 1 ay ara verdik

Tayvan maceramıza 1 ay ara verdik. 1 ay ücretsiz izin alıp 16 kasım sabahı İstanbul'a geldik. Buradaki normal, sakin, sıradan hayatımızın tadını çıkarıyoruz. 2 buçuk ay Tayvan'da yaşamak bizim için çok farklı bir tecrübe oldu ve oraya yalnız dönmeye hiç niyetim yok. Uralla birlikte babanesini kaçırma operasyonumuza başladık. Çok sağolsun, eşimin annesi hem bana destek olmak hem de Uralla ilgilenmek için bizimle Tayvan'a gelecek.

Daha önce 4 yıl Danimarka'da yaşadım ve her geldiğimde İstanbul'u sadece biraz özlemiş olurdum.
2 buçuk ay Tayvan'da yaşayınca İstanbul gözümde tüttü, gelince çok mutlu oldum. 

11 Kasım 2016 Cuma

Hsinchu Hayvanat Bahçesi (Hsinchu Zoo)

Hsinchu'da nadir olarak hoşuma giden yerlerden biri de hayvanat bahçesi; şuana kadar 2 kere gittik.
Bizim eve 40 dk yürüme mesafesinde, yani oldukça yakın. Hayvanat bahçesinin giriş ücreti 2 TL. Giriş kapısında bilet almak için makineler var ama para yüklediğiniz (akbil gibi) bir kartı da kullanabiliyorsunuz. Bu kart aynı zamanda benim okul kimliğim, otobüs ve 7-11 larda da geçiyor.





Hayvanat bahçesinin Ural için en eğlenceli kısmı kum havuzu. Geniş bir kum havuzunda çocuklar istedikleri gibi oynayabiliyorlar. Ural kuma ilk girdiğinde ayaklarının kum olmasından biraz hoşlanmadı ama 2 dakika sonra hemen oynamaya başladı. Kumun içinde boncuklar var, süzgeçle oynamak çok keyifli.




Tabii ki Ural kendi oyuncaklarıyla yetinmeyip başka çocukların yanına gidip onların oyuncaklarıyla da oynadı. Oldukça keyifli vakit geçirdik. Tayvanda görüp de keşke Türkiyede de olsa dediğim tek şey bu kum havuzu.

Hayvanat bahçesi oldukça geniş bir alanı kapsıyor, hepsini gezmedik ama gezdiğimiz kısımlarda gördüklerimizden seçmeler:




29 Ekim 2016 Cumartesi

İki ay nasıl geçti...

Evet, bugün itibarıyla tam iki aydır Tayvandayız. Yaklaşık bir buçuk aydır da Uralla tek başımıza yaşıyoruz. Özetle bu iki ay şöyle geçti:

-En büyük pişmanlığım? Türkiye'den Ural için ateş düşürücü ilaç ve daha çok kitap getirmemiş olmak. Ah birde neden geldim bu Tayvan'a mevzu var ama ona şuan girmeyeceğim.

-En çok ne okudum? Tabii ki bilimsel makale pek okuyamadım, ama 'Tombik Ayı Uyuyunca' kitabını her gece 5 - 10 kez okuyorum.


-En çok ne yedim? Sütlü yulaf (ballı ve tarçınlı). Resmini eklediğim yulaf ezmesini çok sevdik.



-Dışarda en çok ne yedim? Kampüsteki Waffle dükkanından waffle. Ural da yediği için sade olanı tercih ediyorum.



-En hoşuma giden içecek? Buzla hazırlanan taze meyve suları, ananas-dragon fruit karışımı çok lezzetli. Tezgahdaki teyzeye gidip elimle istediğim bardağı işaret ediyorum, o da hazırlayıp veriyor.



-Yapmayı başardığım yemek? Fırında yumuşak keçi eti. Allah şu bloğu (http://thelabinkitchen.com/keci-pisirmenin-ilmi-keci-eti-nasil-pisirilir.html) yazandan razı olsun.  Kurban bayramında burada keçi kestirdik (öyle denk geldi), malum keçi eti pek alışkın olmadığım bir et. Meğerse çok düşük ısıda uzun pişirmek gerekiyormuş, tabii bir de bir gece önce sirkeyle marine etmek.




-Evde Uralla nasıl vakit geçirdik? Fotoğrafını çektiğim bazı oyun ve aktivitelerimizden seçmeler.

(Eşleştirme etkinlikleri)



                                                               (Sulu boya)


26 Ekim 2016 Çarşamba

Tayvan'da hava (Ekim)

Hemen söyleyeyim, özetle ekim ayı da sıcak ve vıcık vıcık nemli geçti. Bir ara hava serinlemişti ama sadece bir hafta sürdü. Sıcaklık yine 30 derecelerde, yine nemli. Şöyle tazeleyici, ferahlık verici bir nefes almayı o kadar özledim ki. Ekim ayı için sıcaklık aralığı 25-33 derece, arada yağmurlu, hep nemli.

Bir de bu havada grip olmak hiç çekilmiyor. Bu tropikal hayat bana göre değilmiş.


Tayvanın virüsleri bizi fena çarptı

Cumartesi Ural yine hasta oldu. Bu defa ateşi biraz daha yüksekti (39 civarı) ve burnu da akmaya başladı. Bu sefer doktora götürmedim, bir kez ateş düşürücü verdim (gerçi o da pek bir  işe yaramadı) o kadar. Pazar günü de ben hasta oldum. En çok korktuğum ve olmamak için dua ettiğim şey buydu, ama çok şükür ikimizde daha iyiyiz. Hasta olmak tabii ki çok doğal bir şey ama hayatında annesinden başka kimse olmayan bir bebek için zor bir durum. Ateş ve halsizlikten Ural'ın odasında sızdığım zamanlarda "anne anne çöp araba" diye tatlı tatlı uyandırdı beni. Ben hasta oldum dediğimde de bol bol öpüp geçti dedi. Ne diyeyim, öpücükler işe yarıyormuş, o an herşey geçiyormuş...

23 Ekim 2016 Pazar

Tayvan'da bulduğum Türk ürünleri

Gittiğim marketlerde çok nadir de olsa bir kaç tane Türk ürününe rastladım. Liste şöyle:

1) Super City: Kuru kayısı ve kuru incir, ikisi de Türk ürünü ancak biri Amerikada biri de muhtemelen Tayvan'da paketlenmiş. Nestle çikolata.

 



2)Carefour (bunu ben almadım, sağolsun bir tanıdığımız getirdi): Penguen marka biber salçası.


3)NTHU kampüsündeki küçük markette: Aksu markalı, Konyada üretilmiş bisküvi. Hem karamel hem de kakaolusu var.

 

Buradan yetkililere duyurulur, bulsam bir kilo bulgura 100 TL yani 1000 NTD bile veririm. Deli değilim, sadece Ural bulguru çok seviyor ve ben buradaki garip pirinçler ve kısık ateşi olmayan ocakla pirinç pilavı yapamıyorum.

20 Ekim 2016 Perşembe

38 derece ateşe neden panikledim

Facebook arkadaşım olanlar belki hatırlar, geçen hafta hastanede endişeli olduğumu yayınlamıştım. Duruma açıklama getirmeyince bir çok telefon ve mesaj aldım; sonra detayları yazdım. Burada biraz da neden paniklediğimi anlatmak istiyorum. Biraz Ece'nin psikolojisine yolculuk...

Ural 20 aylık ve bugüne kadar bir çok kez hasta oldu, ilk kez ateşlenmedi. Hatta daha kırkı çıkmadan bizim ve çevremizdekilerin dikkatsizliği yüzünden grip oldu ve o minicik haliyle iki tane güçlü ilaç kullanmak zorunda kaldı. Dürüst olmak gerekirse o günden beri Ural'a ilaç vermekten hiç hoşlanmıyorum. Hatta bunun için bazen kavga etmem gerekiyor.

Geçen cuma öğleden sonra 5de, uyandığında, Ural'ın ateşinin 38 derece olduğunu fark ettim. Evimize yakın bir hastane var, hemen oraya götürmek istedim çünkü evde hiç bir ateş düşürücü yoktu. Ama gel gelelim ki Tayvan'da olduğum gerçeği bir an beni engelleyemediğim düşünceler girdabına soktu. Acaba hastane açık mı, bu saatte çocuk doktoru var mı, doktor ingilizce konuşur mu, ilaç verirse nereden alacağım, eczane nerede, taksiye binmem gerekirse taksiciye derdimi nasıl anlatıp eczaneye giderim, ya hastaneye yürüyene kadar Ural'ın ateşi çok çıkarsa ve havale geçirirse. Aklımda bu sorularla bizim binada oturan bir komşuya gittim ve durumu anlattım. Kadın sağolsun hastanenin sitesine baktı ve bu akşam çocuk doktoru olduğunu ve doktorların ingilizce konuştuklarını söyledi.
O gün hava inanılmaz rüzgarlıydı, yanımda Ural'a hiç battaniye, örtü getirmemişim. Ural'ı arabasına koydum, yağmurluğunu kapattım ve hastaneye yürüdük, 25 dk sürdü. Hastane girişindeki görevliler ingilizce konuşmuyordu beni 2. kata çocuk doktoruna yönlendirdiler. Baktım orada herkes sıra bekliyor, önce kayıt olmamız gerektiğini fark ettim ve birine sordum. Birinci kata gidin dedi. Neyse, uzun süre sıra bekledikten sonra kayıt yaptırıp doktor için sıra numarası aldık.

Doktorun ingilizcesi iyiydi, Ural'ı kontrol etti. Boğazlarında hafif kızarıklık olduğunu söyledi. Ateş ve kızarıklık için ilaç vereceğini söyledi. Bunun virüslerle ilgili bir hastalık olduğunu ve 3 günde ateşin geçmesi gerektiğini de ekledi. Geçmezse tekrar getirin dedi. Tabi en güzeli, ilaçları aşağıdan, hastaneden alabileceğimi söyledi. Aşağıya inip ödeme yaptım ve ilaçları aldım. İlaçların üzerinde ingilizce açıklamaları (resimdeki gibi) vardı, içim çok rahatladı. Hemen orada Ural'ın ateş düşürücüsünü verdim ve tekrar eve yürüdük. Bütün gece ateşi pek düşmedi ama sabah çok şükür düştü. Elbette Ural'a ılık duş aldırdım, şu içirdim vs. ama inanın Dünya'nın öbür ucunda çocuğunuzla yalnız kalınca o 38 derece ateş sizin içinizi 100 derece yakıyor.

 

13 Ekim 2016 Perşembe

Kısa Taipe Gezimiz


Salı günü Taipei'deki Türk Ticaret Ofisine gidip adres beyanında bulundum. 20 iş gününden sonra gittiğim için 60TL para cezası ödedim.

Hsinchu'dan Taipe'ye yolculuğumuz NTHU Üniversitesinin önündeki otobüs durağında başladı. Sabah 8:15 gibi duraktaydık, Ural'ı 7de kaldırdığım için çok ağladı ama dışarı çıkacağımızı anlayınca sakinleşti. Otobüse 8:25de bindik, biletçi abladan bilet aldık (yaklaşık 14 TL) ve 9:45 gibi Taipe'deki Main Station'a  vardık. Yolculuk Ural'ın mide hassasiyeti dışında konforluydu.
 





 
 

Burada MRT metrosuna geçtik.  B4 katına indik. "Xiangshan" yönüne doğru metroya bindik. Metro oldukça uzundu. "Taipei 101/World Trade center" durağında indik, zaten Türk Ticaret Ofisi de World Trade Center  binasında 19. katta, 1904 numaralı oda. Gerçekten bir kaç oda bir yer. İşimi halletmem 1 saati buldu.



Dönüşte yine MRTye bindik, "Tamsui" yönüne doğru gittik.
Zamanımız kısıtlı olduğu için sadece yol üstündeki Taipei camisine uğradık. Bunun için Daan Park durağında inip, parkı geçmek gerekiyor. Cami hemen yolun karşısında. Çok aç olduğumuz için caminin yanındaki ufak Endonezya cafesinde pilav yedik ve aceleyle taksiye bindik (17 Tl ye ) ve Main Station'a gittik. Otobüsle eve döndük.

 



Taipei'yi genel olarak sakin buldum, gerçi pek vakit geçirmedim. Sadece Taipei'in en yüksek binasını (Taipe 101, 449.2 m) dışardan görme fırsatım oldu.




9 Ekim 2016 Pazar

Hava serinledi!

Sonunda bugün hava serinledi. Serin havayı gerçekten çok özlemişim. Bu güzel hava haberiyle beraber sizlerle kısa bir video paylaşmak istiyorum. Videoyu dün çektim, yağmur sonrası Ural'ı kampüsteki göl kenarına götürdüğümde bu şirin sincapla karşılaştık. Yağmur sonrasında karnını doyuran bir sincap, fonda biraz da Ural'ın sesi var. Çocuğunuza kitaplardan resmini gösterdiğiniz hayvanları günlük hayatınızda canlı olarak izletmek gerçekten çok keyifli.









8 Ekim 2016 Cumartesi

Tayvan'ın meyveleri

Tayvan' daki meyvelerin özel bir başlık hak ettiğini düşünüyorum. Suana kadar çok sayıda meyve deneyemedik ama denediklerimizin içinden iki tanesini çok sevdik.

Ejder meyvesi (dragon fruit)
Özellikle Ural'ın favorisi Ejder meyvesi. Çok şekerli olmayan, ferahlatıcı bir tadı var. Bazılarının içi beyaz, bazılarının ki mor. Hafif laksatif bir meyve. Kabukları soyularak yeniyor.

 


Asya armudu
Bu da ikinci favorimiz. Çok sulu ve tatlı bir meyve. Türkiyedeki armutlardan çok farklı bir tadı var. İlk yediğimde tadı bana sanki, ayva, şeftali ve armut karışımı gibi geldi.

 


Bunlar da pek sevmediklerimiz:

Wax apple

Adında "elma" geçiyor fakat bence tadı hiç elmaya benzemiyor. Belki hiç tadı ve şekeri olmayan bir elma denebilir. Uzun lafın kısası pek beğenmedim.



Passion fruit (Çarkıfelek Meyvesi)

Değişik bir meyve. Dış kabuğu yenmiyor, içindeki çekirdekleri ve sarı kısım yeniyor. Aslında tadı tatlı bir geryfurda benziyor. Hafif tatlı, biraz ekşi, idare eder ama çekirdek kısmından hoşlanmadım.

 





(Meyve listesini güncellemeye devam edeceğim...)

4 Ekim 2016 Salı

Tayvanın kabakları

Ural'ın en sevdiği sebzelerden biri kabak olunca buradaki kabaklar hakkında yazmaya karar verdim.
Sıradan marketlerde ve manavlarda sakız kabağı yok. Suana kadar sadece Big Citydeki Süper City marketinde tanesi 7 TL olan şu kabağı gördüm. Oğlum yesin diye denemek amaçlı aldım.






Ural kabağı görünce eline alıp tamir etmeye kalktı, "Oğlum ver şunu, zaten 7 TL tamire ihtiyacı yoktur herhalde" diyerek tek parça olarak geri almayı başardım. Ancak tadı pek iyi değildi, biraz içi geçmiş gidiydi.

Burada aşağıdaki resimdeki gibi lif kabakları satılıyor. Bir kez aldım, denedim. Tadı pek hoşuma gitmedi.





Marketlerde bir de bal kabağı satılıyor.




2 Ekim 2016 Pazar

Çalışmaya çalışan anne olmak...

Henüz tam anlamıyla çalışan bir anne olamadım. Yani ofiste çalışan anlamında söylüyorum, yoksa evdeki ve hayatımızdaki bütün işleri ben yapıyorum. Şimdilik Ural uyuduğunda çalışıyorum ve en verimli zaman öğle uykusu zamanı.

Ural'ın bakıcısı pazartesi, salı ve perşembeleri 9 -13, çarşamba ve cuma 9-12 arası geliyor (kadının 2 tane küçük çocuğu var, öğleden sonraları onları okuldan alıyor). Ben de bu zamanlarda ofise gitmeye çalışıyorum. Salı, çarşamba ve perşembe katılmam gereken ders ve toplantılar var. Zaten şuana kadar ofise hep bunlara katılmaya gittim; özellikle perşembe günleri olan toplantı uzun, 10-13 arası. Ural sabahları genelde huzursuz oluyor, Mimi geldiği zaman herşeyi benimle yapmak istiyor. Durum böyle olunca çoğu zaman evden birlikte çıkıyoruz, ben ofisteyken Mimi Uralı bebek arabasında gezdiriyor.

Henüz çalışan anne olamadım ama çalışmaya çalışmak bile çok zor. Manevi bir zorluk yaşıyorum, sürekli acaba yanlış mı yapıyorum diye düşünüyorum. Henüz cevaplarım yok, şimdilik sadece sorular var.

Birazda ne yaptığımdan bahsedeyim. Ben bir astronomum. Buraya postdoc (doktorasını yapmış araştırmacı) olarak geldim. Bu pozisyona gelmek için master yaptım, doktora yaptım, yüzlerce sınava girdim. Ve şuan tek görevim kendi istediğim araştırmayı yapmak, yani olmak istediğim şey buydu. Benim yaptığım işi yapmak için illa ofise gitmeye gerek yok ama sakin bir kafa ve konsantrasyon gerekiyor çünkü yaptığım işin temelinde düşünmek var. Şöyle desem daha doğru, normalde 2 günde yapacağım işi 1 ayda bitiremedim. Bunu şikayet etmek için yazmadım, sadece kendi kendime durum tespiti yapıyorum. İnsan bu kadar yalnız kalınca ve en yakınındaki kişi 1.5 yaşında olunca klavyeyle arkadaş oluyormuş. 

30 Eylül 2016 Cuma

İş başa düştü

Daha önce burada ki ekmeklerin çoğunlukla tatlı olduğundan bahsetmiştim. Maya konusunda da temkinli olmak istediğim için evde mayasız ekmek yapmaya karar verdim. İlk eserimin resmini sizlerle paylaşıyorum. Tarifi buradan (http://www.nefisyemektarifleri.com/zeytinyagli-mayasiz-ekmek/) aldım. Tarifin en çok hoşuma giden yanı hamurun kısa sürede kıvam alması, zaten böyle olmasa bu ekmeği 3 kere yapmazdım. Tayvan'a bilim yapmaya geldim ama şimdilik evde hamur yoğuruyorum.




İlk yoğurt denemem de başarılı oldu. İstanbuldayken hep yoğurt makinesinde yapıyordum. Burada fırını kullanarak yaptım. Tadı gerçekten güzel oldu.




Şimdilik börek ve mantı açmak gibi bir düşüncem yok, ama olur da yaparsam yazarım. Bir de bugün Mimi bana baklava yapıp yapamayacağımı sordu, baklava yapabilsem yıldızlı ev hanımı olurdum dedim. Tabii o da haklı, ekmek ve yoğurt yaptığımı görünce baklava da yapıyordur diye düşündü herhalde.